miyidogan
miyidogan
ÝKOD ÜYESÝ
evrimd
Mesaj Says: 264
|
 |
« Yantla #92 : Mart 18, 2015, 02:10:40 S » |
|
OY ÇANAKKALE OY
Bu vatan için binlerce kiþinin kahramanca öldüðü Çanakkale Savaþý. Bu milletin her alandaki kayýplarýnýn baþlangýcý. Bu savaþý her halde ‘dan daha iyi anlatan birisi olamaz. Neden bizim milletimizden de uluslararasý bilim adamlarý, doktorlar, mühendisler çýkmadýðýný, sürekli en meþhur dolandýrýcýlarýn, vatan hainlerinin bizden çýktýðýný sorguladýðým günlerden birinde bana “Bu milletin onurlu,vatanýný seven, eðitimli, gençleri Çanakkale’de þehit oldu, kýzým.” demiþlerdi. Kubbealtý Akademisi Kültür ve Sanat Vakfý ‘nýn Akademi Mecmuasý‘nýn Ocak 2005 sayýsýnda ‘in yazýsý bana verilen cevabý birinci aðýzdan tasdiklemiþ oldu. “OYÇANAKKALEOY!..” Zaman zaman sohbetlerde: “Neden bizden de bilim adamý çokça yetiþmez? Diðer ülkelerden ne farkýmýz var? Bizde hiç mi aydýn yetiþmemiþ?” yollu yakýnmalarýmýz olur. Ayný soruyu kendisi de bir bilim adamý olan Toygar AKMAN üniversite öðrenciliði yýllarýnda babasýna sormuþ. Babasý da cevap niteliðinde olmak üzere öðretmenliðe yeni baþladýðý yýllardaki hatýralarýndan bir bölümünü anlatýyor: “Çanakkale Savaþý’nýn bütün þiddetiyle sürdüðü o günlerde Sirkeci Ýstasyonu’ndan hergün asker dolusu trenler Trakya yönüne doðru hareket ederdi. Sarayburnu Ýskelesi’nden de asker dolu koca koca gemiler Çanakkale’ye doðru denize açýlýrdý. Bütün Ýstanbul halký bu kahraman askerleri göz yaþlarý içinde uðurladýk. Giden gemiler ve trenler daima boþ olarak döner ve gidenlerden de kýsa bir süre sonra haber alýnamazdý.” Babam göz yaþlarýný silerek devam etti: “O günlerin birinde Ýstanbul Erkek Lisesi’nin bir dokuzuncu sýnýfýnda ders veriyordum. Sýnýfýn kapýsý iki defa týklatýldýktan sonra açýldý ve içeriye müdür muavini ile kalpaklý bir binbaþý girdi. Sert bir asker selâmý çaktý. Ben de ayaða kalkarak kendilerini selâmladým. Daha ziyaret sebebini sormadan, binbaþý bana baktý ve tok bir sesle: -Muallim Bey! Memleket, evlâd-ý vatandan hizmet bekler, dedikten sonra sýnýfa döndü ve arka sýralarda oturan uzun boylu öðrencilere, “Sen gel, sen gel, sen de gel!” diye seslenerek, öðrencileri toplamaya baþlamýþtý. Önde oturanlar, kendilerinin de alýnmasý için, oturduklarý sýrada dik durmaya ya da ayaklarýnýn ucuna basarak uzun boylu görünmeye çalýþýyorlardý. Binbaþý bu öðrencilere acý acý gülümseyerek sýrtlarýný okþayýp topladýðý öðrencileri alýp, geride kalan bizlere sert bir asker selâmý vererek çýkarak gitti. Sýnýfta öylece kalakalmýþtým. Diðer sýnýflardan toplananlarla beraber bizim öðrencileri Selimîye Kýþlasý’na götürmüþler. Gidenlerin arkadaþlarýna gönderdikleri mektuplardan, orada makineli tüfek eðitimi aldýklarýný, üç aylýk eðitim süresi bitince Çanakkale’ye gideceklerini öðreniyorduk. Üç ay sonra ise kendilerinden hiç haber alýnamadý.” Rahmetli babam sözlerinin burasýnda durmuþ, dopdolu gözleriyle bana bakarak: “Gidenlerin hiçbiri geri gelmedi. Hepsi de dokuzuncu sýnýf öðrencisi idi. Ýstanbullular dokuzuncu sýnýfa kadar gelmiþ bütün okuyan evlâtlarýný þehit verdiler. Geriye kalanlar oldu ise onlar da Yemen’de ve Ýstiklâl Harbi’nde þehit düþtü. Ýstanbul daha ne verecekti ki evlâdým. O zamana kadar memlekette aydýnýn harman olduðu yer Ýstanbul’du. Memlekette aydýn mý kaldý a oðul? Pýnarlar kurudu, pýnarlar!.. Sen ne sorarsýn!”
|